Three Dads One Mom

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Three Dads One Mom

Mesaj tarafından dek_ort Bir Paz Ocak 25, 2009 8:24 pm



Genre: Romance
Film Date: April, 2008
Total Episodes: 16
Korea Casts:
Eugene, Jae Hee, Jo Hyun Jae, Joo Sang Wook , Kim Bin Woo, Shin Sung Rok

Song Na Young and her husband, Jung Sung Min, desperately want a child but her husband is unable to get her pregnant. Her husband's friends decide to help them. But Na Young suddenly loses her husband in an accident and she gives birth to her daughter but does not know which of her husband's friends fathered her child. The father of Na Young's child can either be Han Soo Hyun, Choi Kwang Hee, or Hwang Kyung Tae.
avatar
dek_ort

Mesaj Sayısı : 224
Yaş : 32
Nerden : Kocaeli
Kayıt tarihi : 25/01/09

Kullanıcı profilini gör http://ofori.wordpress.com/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Three Dads One Mom

Mesaj tarafından dek_ort Bir Paz Ocak 25, 2009 8:25 pm

Uzun süre daha dizi izlemem herhalde diyen bir psikoloji içindeyken bir gece birden bire kendimi Three Dads One Mom adlı diziyi izlerken buldum.Açıkça söylemek gerekirse konusunu okuduktan sonra pek de fazla seveceğimi düşünmemiştim.Yani yine önyargılarla başlayan ama önyargıları kıran bir dizi oldu benim için.Ancak haksız da değilim değil mi; dizinin ismi bile “bir anne üç baba” olurken benim karışık duygular ve belki de biraz hoşnutsuz düşüncelerde olmam kaçınılmazdı.Ve son günlerde hüzün barındıran, gereksiz yere uzatılan dizilerden bıkmışlığımın etkisi üstümdeyken; bu dizi bir yerde ilaç gibi geldi bana..

Çocukluktan beri arkadaş olan, aynı liseye giden, bütün dertleri ortak olan dört arkadaşın hikayesiyle başlıyoruz.Aslında ilk sahneden daha çok bir düğün karşılıyor bizi; bu dört arkadaştan biri evleniyor ve diğer üçü – farklı nedenlerden dolayı- gelini sevmeseler de arkadaşlarının mutlu olması için ona sadıklık yapıyor.Daha başta; bu üçünün huylarını az çok öğreniyoruz.Biri manga çiziyor; enerjik, yakışıklı, tatlı ama bir o kadar çapkın.Her gün başka bir kızla geziyor, evde takılıp manga çizerek geçinmeyi tercih ediyor ve kesinlikle evliliğe karşı.Hayat evlilikle ziyan edilemeyecek kadar değerli onun için.Diğeri bir polis memuru; ama o kadar masum ki; her gün suçlularla o kadar uğraşmasına karşı bu üçü içinde en saf kalabileni de o..

Burada kendisini ne kadar sevdiğimi söylemem gerek bile kalmıyor; zira kelimeler kendini belli ediyor.Babası küçük yaşta öldüğü için manavcılık yapan annesi tarafından yetiştirilmiş, iyi kalpli ve her şeyi iyi yönünden gören çok şeker bir polis..Bu üçlü arasında geriye son kalan ise; borsa şirketinde çalışan ve paraya karşı, karşı konulmaz bir ilgisi olan bir karakter.Bütün amacı zengin bir kız bulup evlenmek ve para içinde mutlu mesut yaşamak.Bütün dizi boyunca param da param diyor ama seviliyor yine de.Onun yaşam görüşüne göre, “asla parasını olmayan ve başkalarından para alan kadınlara yaklaşma” prensibi ön safhada.

Düğünden sonra tam olarak 2 yıl geçer, bu sürse boyunca bizim üçlü her Pazar arkadaşlarının evini mesken tutar, kızın yemeklerini yağma eder , çamaşırlarını yıkar ve sabahlara kadar kağıt oynayıp evi bir güzel dağıttıktan sonra çamaşırlarını sırtlanıp evlerine giderler.-Haa bu arada bu üçlü aynı evde kalıyor-.Kocasının bu kadar sorun yaratan arkadaşlarını çeken ve onların tam 2 yıl boyunca çamaşırlarını yıkayan hanım kızımız onları “düşmanlarım” olarak adlandırsa da aslında onları içten içe sever.Zira bu koca gövdeli çocuklar, bizimkilerin her evlilik yıl dönümünü ellerinde güllerle kutlayabilecek kadar da duyarlı olabiliyor yeri geldiğinde..2 yıllık evlilikte bizimkilerin çocuğu olmayınca, kızımız ve kocası hastane yollarını arşınlıyor..

Her ne kadar kızımız bilmese de sorunun eşinden kaynaklandığını öğreniyoruz.Bir içki gecesinde arkadaşlarına “benim çocuğum olmuyor” diye itirafta bulunanca, arkadaşları onun durumuna üzülüp onu cesaretlendirmeye çalışıyorlar ve polis olanın ağzından sonradan çok pişman olacağı bir söz çıkıyor; “neden sperm bankasından yararlanmıyorsunuz” ..Başta masumca konuşulan bu konu; bizimkinin kafasına o kadar yatıyor ki gecenin ilerleyen vakitlerinde alkol kana iyice karışmışken arkadaşlarını sperm bağışı yapmaları için ikna ediyor ve hatta sonradan sözlerinden dönerler diye onlara imza bile attırıyor..Böylece bilmediği bir adamın çocuğunu değil, kardeşi kadar sevdiği bu üç arkadaşın birinin çocuğunu kendi çocuğu gibi büyütecek, karısı bunu bilmeyecek ve herkes mutlu olacak..

Bizimkiler sabah uyandıktan sonra, her şey daha berrak oluyor ve telefonlara saldırıyorlar; sonuçta marjinal kararlarında bir sınırı vardır diyerek bu işe asla rıza göstermediklerini uygun bir dille belirtiyorlar.Ama bizim eş, ne yapıp ediyor –yalvarıyor, ağlıyor ve son olarak tehdit ediyor- bizimkileri hastaneye yüzlerini gizleyerek sokmayı başarıyor.Eşi zaten hastanede tedavi olduğundan arkadaşlarından aldığı spermleri karıştırarak kendi spermleriymiş gibi veriyor ve kadın sonunda hamile kalıyor.Tabi bu arada bizimkisi, arkadaşlarına “spermlerinizi kullanmadım” diyerek yeminler ederek onların kuşkularını da ortadan kaldırıyor..


Bizim kız, artık çok mutlu; bunca zaman istediği çocuğa artık kavuşacak, kocası ona gözü gibi bakıyor ve parlak bir gelecek onu bekliyor.Ancak bir gece kocası trafik kazası geçirip hayatını kaybettiğinde; hamile kızımız ve üç arkadaşı geride gözü yaşlı bir şekilde kalıyor.Bizim üçlü çocuğun içlerinden birinin olabileceğini ise, arkadaşlarının geride bıraktığı bir kaseti izlerken anlıyorlar, tabi orada dünya başlarına yıkılıyor.En yakın arkadaşları ölmüş, ölmeden onlara “çok güzel bit hediye” bırakmış.Arkadaşlarının gözü yaşlı hamile karısı, içlerinden birinin çocuğunu taşıyor ve kadının bundan haberi yok.O kocasından ona geriye sadece karnındaki çocuğun kaldığını sanıyor ve macera işte bu noktada başlıyor.


Bizim üçlü kafa kafaya veriyorlar ve sonunda bir anlaşma yapıyorlar..Ne olursa olsun bu çocuk onlardan birinin değil, ölen arkadaşlarının çocuğu ve onlarda çocuğa baba gibi yakın bir amca olacaklar; asla ama asla kızımıza gerçeği söylemek veya bebeğin kimden olduğunu öğrenmek yok.Sonuna kadar destek olacaklar ama işleri daha karışık bir hale getirmeyecekler.Kızımıza böyle bir şey söyleyip ölen arkadaşlarına ihanet etmeyecekler.İşte bu karardan sonra; kızımız her sorununda yanında bu üçlüyü buluyor, ne zaman başı sıkışsa bizimkiler anında yanında oluyor..Normalde dizilerin temeline yerleştirilmiş o romantizm havası yok; iyi ki de yok, zira belli bir süre sonra sıkan o kaçma kovalama işleri olmayınca insan daha rahat izliyor, en azından belli belirsiz bir gerilme ortamı olmuyor..

Bu dizi tamamen komedi üzerine kurulu; o kadar çok gülüyorsunuz ki, kahkaha atmak bu diziyi izlerken rutin bir hal alıyor.Hatta son bölümlere kadar kim kimi seviyor, bu işin sonu nereye varacak hiçbir fikriniz olmuyor.Gerçi öyle dediğim gibi “kim kimi seviyor “tadında bir dizi değil; doğan bebeğimiz ve onun “babaları” üzerine kurulu, oldukça komik bir dizi.Babalar o kadar tatlı ki; yaptıkları, yapmaya çalıştıkları, kızdıkları, ağladıkları, mutlu oldukları sahneler sanki izleyen olarak beni de dem dem çeker gibi aynı duygulara sürüklemeyi başardı.Doya doya gülmek isteyenler için, iki günde yemeden içmeden bitirilecek; oldukça farklı bir konuya sahip eğlenceli bir yapım..


Daha ne denir bilmiyorum, seviyorum bu diziyi; iki günde beni benden aldı ama hakkını da teslim etti.Babalıktan anlamayan üç adamın baba olma yolundaki eğlenceli maceraları, beraberinde eğlenceyi de getirince benim de sevmemek gibi bir alternatifim olamadı maalesef
avatar
dek_ort

Mesaj Sayısı : 224
Yaş : 32
Nerden : Kocaeli
Kayıt tarihi : 25/01/09

Kullanıcı profilini gör http://ofori.wordpress.com/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz